20 Mart 2015 Cuma

Adam

  Metal kokuları buram buram... Çıplak ayakla yürürken kızgın çarklar üzerinde kuzgun renkli bir kürkle, nasır tutmuş bilekleri kamçı darbelerinden usanmış. Lakin yol bitmez. Birinci prensip.
  Kargalar kış uykusuna yatmadan kimse sevilmez. Biri terkederse ardından yüzlerce kadınla yatar, birçoğu gidene benzediği için. Diğerleriyse sarhoşken andırmıştır mutlaka. Ucuz kitap sayfalarındaki gibi rüzgara bile meydan okuyamayan sözcükleri vardır onun. Ünlenmeye yüz tutmuş yazarını utandıracak, aşağılık. Aynaya baktığında gördüğü tek şey çirkin suretiydi. Aynadan damlayan egoyu biriktirdi. Bir şişenin dibinde kadınını gördü, yüzme bilmesinden korktu.
   Kızgın çarkların sesine tıkadığı kulaklarında hissetti; tüm öpüşleri, fısıldaşmaları, gece yarısı ara sokaktan gelen haykırışları... Çıplak ayaklarıyla ezdiği hamam böceği geldi aklına ama hamam böcekleri yaşamayı hak ederdi. İkinci prensip.
  O tanıdık deterjan kokan gri kazağı, üç çift çorabını, bir kaç paket pahalı sigarayı bir de sevilmekten morarmış boynunu yeşil bir kutuya koydu. Hatıralarını sığdırdığı koca bir çerçeveyle attı çöpe. Koştu sonra dökülürken cebinden, binbir güçlükle topladığı bilyeleri. Bilyeleri zorbalıkla aldığı gerçeği içini çürüttü bir anlığına, durup bir sigara yaktı. Onu da tersten yaktı. Karanlıkta sigara yakılmaz halbuki. Üçüncü prensip.
  Bir kendisini bir de yaratıcısını tanır şu hayatta ve yaratıcı kavramı her gün yeni anlamlar kazanır. Yalakalığı sevmez ama işemeye bile dua ederek gider bazı bazı. Yozlaşmış cümleleri kalıplara sığmaz çünkü kalıplar bir kadın gelip onları kırsın diye vardır. Hiçbir kadın ona ait bir şeyi kıramaz. Dördüncü prensip.
  Altından bir kalbi yoktu belki. Bu yüzdendir ki önem verdiği tüm eşyaları altınla kaplardı. Maddelere bağlanmakla suçlanmayı sevmezdi. Yalnız kaldığı gecelerde düşünürdü bunu ve üşürdü. Altın kaplı çakmağı ile ellerini ısıtırdı, içi daha çok ısınırdı. Kalbi metal olan bir kadını düşlerdi. Tenine ne zaman dokunsa içini ürperten o kadını. Vanilya kokan tenini, samimi ve yapmacık gülüşlerini, zevkten veya sinirden attığı çığlıklarını... Metalde bıraktığı çizikler geldi aklına. Bulanık bir geceden sonraki kahvaltıyı bölen tiz sesle kadının kalbinde bıraktığı çizikleri düşündü. Altının ısısı yetmedi bu düşünceyi ısıtmaya; boynunda bir soluk aradı ya da şakaklarını usulca öpen bir dudak. Yoktu. Bu yokluğa lanetler savurdu. Hayır, yalnızlığıyla ilgili tiratlar atmayacaktı. Tekillik çoğu zaman mutluluk getirirdi. -çoğu zaman- Beşinci prensip.
  Döndü durdu çevresinde ışıklı bir meydanda. Döndükçe bulanıklaşan sokak lambalarını seyretti. Dönüyordu, durmadan dönüyordu, onlar kaybolmuyorlardı. Hayatından ısrarla çıkarmadığı insanlar gibi her yeni günde onlar geçmişin titrek ışığı olarak var oluyorlardı. İçi boş bir sanat kaygısına yataklık eder gibi yağmur başladı o dönerken. Işıklar akıyordu birer birer. Sokak lambalarının kaldırımdaki yansımaları yağmur tanelerini çeken birer karadelikti. Ve insan kendi çevresinde çok fazla dönerse düşüşü kaçınılmazdı. Altıncı prensip. 
  Bir kez olsun başını rahatça koyamadı yastığına. Kılıfına gizlediği bilyeler çürüttü hep başını. Uykuları eziyetten farksız, düşünmeden duramaz hayatını ve hiçbir zaman içinden çıkamadı. Koştu durdu ucu bucağı olmayan kuytularda ama gerçekler o ormanda sevişmekten farklıydı. Anın farkına varması ona kaçmak mastarından başka seçenek bırakmıyordu. Her dokunduğunda onu gerçeklerden uzaklaştıran o ipeksi tenin ona kendi gerçekliğini asla sunmayacağını biliyordu. Fakat tekiladan farksızdı yaşadığı; asla tek shot ile yetinemezdi. Sekizinci prensip. 
  Erken ayrılıkları sevmezdi. Veda ise tasvip etmediği bir kelimeydi. Yine de gitmeyi bilmek bazı distopyalarda önemliydi. Akdeniz sahillerinde kıyıya vurmuş bir balina olarak uyansa bile gitmeliydi. Belki eski bir arabada uzun yol şarkıları dinleyerek giderdi hayalindeki kasabaya. Sonra bir kadının hayalleriyle çarpıştığı için sevemezdi orayı. Kimseye de veda edemezdi. Shakespeare'in aşkından daha kayda değer meselelerin bulunduğu bir dünyada vedalara yer yoktu sonuçta. Hem zaten shakespeare istese de aşık olamazdı. Sekizinci prensip. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder